29 Nisan 2012 Pazar

Henüz bloğuma yaptığım resimlerimi eklemesem de,burayı biraz boş bıraksam da aslında hergün giriyorum.Takip ettiğim blogları okuyorum,yeni bloglar keşfediyorum.Ben hep buralardayım ve şu an çaybardağımlar(su bardağı değildir altını çizerim :) ) çay içiyorum,sabah keyfi yapıyorum blog yazılarını okuyarak,yeni blogları keşfederek..

7 Ağustos 2011 Pazar

Bu çığlığı duyalım!!!!



 http://somaliyeyardim.blogspot.com/

http://somaliyeyardim.blogspot.com/2011/08/somalide-aclk.html

Somali'de İnsanlar Açlıktan Ölüyor

2011’de dünyada binlerce insan açlıktan ölüyorsa, insanlıktan, medeniyetten bahsedebilir miyiz? İdeolojik, askeri, dini, diplomatik birçok nedeni, hatta her türlü melanetin altın bahanesi "reel politik"i bile ileri sürebilirsiniz, "ama AÇLIK bu", diyemeyecek miyiz? Doğu Afrika'da milyonlarca insan açlığın pençesinde, yardım bekliyor. Hükümet(leri)imizi, BM'yi, yardım örgütlerini, aslında olmadığı iddia edilen uluslararası toplumu etkilemek, yardımları artırmaları için baskı yapmak istiyoruz.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Albatros ve Aşk ve Aile

İsmini duyduğumda ilginç gelmişti.ALBATROS.Ve onunla ilgili dikkatimi çeken bir bilgi:Ömürlerinin sonuna kadar tek bir eşle yaşamayı seçen,o eşi de seçmek için yıllarca gökyüzünde uçan, eşini buluncaya kadar yere inmeyen bir kuş.Tek bir eş, yalnızca o eş.Ve çocukları için yaptıkları işbölümü,bir aile...

Alıntı yaptığım web sayfası buradadır.Bu sayfadan Albatros kuşlarının hikayesini alıntı yaptım bloğuma.Ve zarif kuşların fotograflarını ekledim bulduğum bi kaç web sayfasından.

Bir albatros kadar âşık, ama onun kadar yalnız kimse yoktur. 

 

Albatrosların yaşadığı coğrafyayı, yani Güney Okyanusu’nu, insanın, ışık girmeyen, fırtınaların fırtınalarla çarpıştığı, buzsu ve yalnız ruh dünyasına benzetirim. Antarktika’nın kuzey kıyılarından gelen soğuk yüzey sularının, tropiklerin güneyinden gelen sıcak dip akıntılarıyla buluştuğu daireye Kutup Hattı der coğrafyacılar. Denizciler, 50 ve 60 derece güney arasındaki bu hattı geçtiklerinde, bilirler ki, yerkürenin en sert, en rüzgârlı ve asla ne yapacağı tahmin edilemez okyanusuna girmişlerdir. Rüzgâr çoğu zaman buz tepelerinden soğuğu yalayarak gelir ve kutuplardaki yüksek yerçekimi etkisiyle saatte 80 kilometreyi aşan hıza ulaşır. (Rekoru 300 kilometre/saattir.) Albatrosların kanatları, sanki bu rüzgârdan, dalgalardan doğmuştur. Pek az kanat çırpar, kendini rüzgâra ve dalganın ritmine bırakır. Hız kazanmak için, önce kanatlarını dev bir M şekline sokar ve birden denize pike yapar. Suya dokunacak kadar yaklaştığında kanatlarını açabildiği kadar açar, dalgaların helezonik geometrisiyle kusursuz bir uyum başlatır. Dalganın yükselen göğsü ve kanatları arasına sıkıştırdığı rüzgârla birlikte havalanır. Dalgayla tekrar alçalır, tekrar yükselir. Tek bir kanat çırpmadan, yumuşak kavislerle, kilometrelerce uçar. Saatlerce ya da günlerce değil, yıllarca uçar. Hiç konmadan, yıllarca. Antarktika anakarasının yakınlarındaki adalar, denizfilleri, penguenler ve albatrosun (dört türü) aşk yuvalarıdır. Albatroslar, bir yıl önce vedalaştığı eşiyle tekrar buluşmak için bu adalara gelir. Ya da bir daha hayatı boyunca ayrılmayacağı bir eş bulmak amacıyla. Tekeşlidirler ve eşi öldüğünde bile başkasını aramazlar. 
Bir yılı eşiyle birlikte bir yılı okyanusta tek başına geçiren albatroslar için en büyük tehlike, uzun olta balıkçılarıdır. Güney Okyanusu’nda uzunluğu 100 kilometreyi geçen misinalarla balık avlayanlar, her yıl yüzlerce albatrosun kancalara takılarak can vermesine yol açıyor. Yetişkin bir albatros öldüğünde diğeri de mutlak yalnızlığı tercih edeceğinden, türün çoğalması iyice tehlikeye giriyor. Güney Georgia ya da Kuş Adası’na ya da bölgedeki diğer adalara, önce erkek albatros gelir. Bazen birkaç hafta önceden. Çiftleşme, daha doğrusu sevgililerin buluşma mevsiminde ada, dev jumboların indiği uluslararası havaalanına benzer. Kıyıdaki açıklık alana konan albatroslar, yuvalarının bulunduğu yere kadar yürümek zorundadır. Bazen bu yürüyüş iki üç kilometreyi bulur. Yürüyüş boyunca başka yuvalara uğrar ve türdeşleriyle uzun muhabbetler yapar. Erkek albatros, dişisi gelene kadar yuvayı bulur ve onarır. Dişi albatros, binlerce kuş ve yuva arasından kendi eşini ve yuvasını seçmekte zorlanmaz. İki sevgilinin ilk karşılaşmadaki hasretli kanatlaşması doğada seyri en güzel aşk buluşmalarından biri olmalı. 



Bu koklaşma, gagalaşma ve kanatlaşma, ilk tanışma sırasındaki kadar uzun bir kurlaşma olmaz. Kuluçka 78 gün sürer. Erkek ve dişi sırayla yumurtaya tüner. Yavru dünyaya geldikten sonra da yaklaşık yedi hafta süreyle yanından hiç ayrılmadan beslenme dönemi başlar.



Bu dönemin sonunda yavru ilk ağırlığının 10 katı büyüklüğe ulaşırken, anne ve babadan bile daha iri duruma gelir. Artık kış tamamen bastırmıştır. Yiyecek bulmak için yavruyu bırakıp okyanusa uçma zamanıdır. Albatroslar, bir tür karides olan kriller için okyanusa açılır. Yavru, dört ay boyunca yeryüzünün en kötü hava koşullarında yaşarken, anne ve baba albatros, her üç günde bir ona yiyecek getirir. Yetişkin albatroslar yavrularına getirmek üzere avladıkları krilleri, midelerindeki özel sindirim sistemiyle muhafaza ederler. Yiyeceği bu şekilde haftalarca saklar ve taşırlar. Bazen şiddetli fırtınalar bu dönüşü haftalarca geciktirebilir. Gövdesine takılan bir çiple izlenen dişi bir gezgin albatrosun 17 gün içinde 13 bin kilometreden fazla uçtuğu, bu süre içinde yuvasına yalnızca iki gün uğradığı saptanmıştır. Sonunda kış biter. On aylık yuva yaşantısından sonra yavru artık uçuşa hazırdır. Ama soğuk kış günleri boyunca hareketsiz vücudunu koruyan yağlardan dolayı hantallaşmıştır. Onu besleyen anne babasından bile iridir. Kanat egzersizleri ve yürüyüşlerle zayıflamaya başlar. Kendini hazır hissettiğinde, hızlı adımlarla adanın yüksek kayalıklarından birinden vücudunu boşluğa bırakır. Uçmaya başlar. Başlangıçtaki acemilik hızla kaybolur. Bir albatros ilk uçuşundan sonra bir daha yıllarca hiç konmaz. Yorulmak bilmeden uçar uçar. O artık soğuk okyanusta yalnız bir kuştur. Doğduğu adalardan birine, hayatının tek eşini bulmaya geldiğinde en az beş yıl geçmiş olacaktır. Çiftleşmesi için ise yedi yılın geçmesi gerekecektir. Ömrü mü? Bir insan kadar uzun 70-80 yıl. Olgun bir albatros olduğunda ise hayatının yarısı, yalnız yarısı tek bir aşka adanmış ritmi başlayacaktır. Aşk ve yavruyu büyütmek için adada geçen 12 ayın sonunda gagasıyla sevgilisine veda öpücüğünü verecek, Antarktika’nın soğuk ve sert rüzgârına dev kanatlarını serip okyanustaki yalnızlığına uçup gidecektir.



28 Mayıs 2011 Cumartesi

Küçük bir suluboya çalışması. Uzun zaman önce yapmıştım ancak şimdi eklemek fırsatı buldum.Belki bir çoğumuzun hayalindedir böyle bir yerde manzarayı izlemek, küçük bir kulübenin olması.Oturup koltuğa, ince belli bardakta çay içmek..Çaybardağımdan...

12 Mayıs 2011 Perşembe

Mutlu bir ailenin mutlu bir resmi olsun. Mutlulukla baksınlar, gülümsesinler.Benim de siparişle yaptığım ilk yağlıboya çalışmam olsun.Bakınca mutlu olayım, gülümseyeyim.

8 Mayıs 2011 Pazar

Sen bir aysın, ben kara gece; gel de­r­im, gel de­r­im..
Bu can senin, serse­bil et­tin; al de­r­im, al de­r­im.
Sor­san bağın yaresi­ni de; gül de­r­im, gül de­r­im
Şer­bet diye ze­hirde Versen, bal de­r­im
Ben bozkırım, sen yağ­mur­sun; gel ha­di, gel ha­di
Ku­ru dalım, ba­na da çiçek ol; ha­di ol ha­di
Ben ağlayım, yeter ki sen gü;l gül ha­di gül ha­di
Gitme sakın, kal or­da bi­raz, kal de­r­im
Kil­im gibi, ser beni yola; ser beni, ser beni
Garip çiğ­dem gibi de dal­dan; der beni, der beni
Bir Kerem' den, Bir Köroğlun' dan; sor beni, sor beni
An­lat­sın­lar şu Keloğlanı dil­ber­im

1 Mayıs 2011 Pazar

Bir çiçekle mutlu olmayı öğrendim. Yeşil yapraklarının arasından pembe çiçeklerin açmasıyla mutlu oldum.Susuz kaldıklarında üzüldüm. Kızdım kendime.Onlara su vermeyi sevdim, okşamayı yapraklarını. Sonra öptüm çiçeklerimi, konuştum onlarla. Ve onları resmetmeyi sevdim. Kapkara olmuş ellerimin arasında bir kağıtta yeniden şekkilenmesini. Ellerime dağılmış boyalarla mutlu oldum sonra.


25 Nisan 2011 Pazartesi

KUL HAKKINA DAİR.......

Bugün şöyle bir gezineyim dedim bloğumda. Malum hangi şehirden hangi aramalarla giriş yapıldığını görebiliyorum. Biraz daha detaya girdiğimde google aramalarında bir yazımın başlangıç kısmının arandığını gördüm. Ve karşıma kendi bloğum çıkacağına facebooktan iki sayfa çıktı ne ilginçtir. Yazılarım bu sayfalarda benim kendi fotograflarımla birlikte paylaşılmıştı. Üstelik alıntı olduğu bile yazılmadan. Ve üstelik mailim herkese açıkken bana sorulabilecekken. Bloğum günlüğüm gibidir benim. Üç dört yıldır içimden geçen duygularımı, yaşadığım mutlulukları, hayal kırıklıklarını hepsini yazarım. Bunları sadece bloğumda paylaşırım ama. Gerek görseydim başka başka yerlerde de yazar bloğumun kendine has halinden vazgeçebilirdim. Ben sadece yazıyorum. İsteyenlerin yazılarımı bloğumu ziyaret ederek okumasını istiyorum.
İki yazımı da bi başka yerde görünce üzüldüm hem de çok. Biri izinsiz günlümüğü açmış, okumuş, herkese anlatmış gibi geldi. Birileri kul hakkına girdi.
Hevesim kaçtı yazacaklarımla ilgili.

22 Nisan 2011 Cuma

Mutluyum blogger açıldı sonunda ve ben yaptığım çalışmaları, hissettiğim duyguları da yazarak herkesle paylaşmaya devam ediyorum. Son çalışmam gelincik tarlası. Bir gün içim kıpır kıpır oldu. Yeni boyalar fırçalar gelmişti. Boyaların renklerini, fırçaların etkisini denemek için hazırladım malzemeleri. Daha önce üzerine resim yaptığım tuali yeniden şekillendirdim. İçimden gelincikler yapmak geçti. Mutluydum çünkü. Gelincikler de mutluluktu benim için.

11 Şubat 2011 Cuma

Ne zaman içime dönsem çocukluğum geliyor gözlerimin önüne, en masum haliyle. Sakladığım küçük kız çıkıyor saklandığı yerden. Beni kendime getiren, kim olduğumu hissetiren bir varlığa dönüşüyor. En bunalımlı zamanlarımda, en çok yazmak istediğim zamanlarda hep o küçük kızın diliyle yazıyorum. Uzaklaşmak, hatırlamamak istediğimde de,elinden tutuyorum, gidiyoruz. Bir göl kenarında, kayalıkların üstünde oturup ufka bakıyoruz. O  minik elleriyle uzanıyor, ufacık kollarıyla geleceği  kucaklıyor, ben kocaman adımlarla geçmişe koşuyorum. Varamıyorum... Alıyorum umudumu elime, gidiyorum geleceğe..Küçük kızın diliyle yazacaklarım bitiyor . Büyüyorum, susuyorum....

30 Aralık 2010 Perşembe

Ezan Çiçekleri Açarken Geldin.

Sen benim ikinci doğum günümsün
Gençliğim maziye göçerken geldin
Sen benim geciken şanslı yönümsün
Son fırsat elimden kaçarken geldin
Ezan çiçekleri açarken geldin.

Gün gurup ederken bi akşamüstü
Gözlerin gönlümüm yolunu kesti
Bahçemde mutluluk rüzgarı esti
Sen bana iş işten geçerken geldin
Ezan çiçekleri açarken geldin

Görevi devredip ihtiyar-ı aya
Evlada diyordu güneş dünyaya
Ne akşamsefası ne sarı fulya
Son fırsat elimden kaçarken geldin
Ezan çiçekleri açarken geldin.

Sıradan sözlere eyleme meyil
Sen bana kulak ver sen bana eğil
Açelya begonya sardunya değil
Sen bana iş işten geçerken geldin
Ezan çiçekleri açarken geldin

Eski bir sevdanın ince ağrısı
Aşkınla tedavi gördü doğrusu
Duyuldu akşamın namaz çağrısı
Son fırsat elimden kaçarken geldin
Ezan çiçekleri açarken geldin.

Gün battı batacak hafif rahmet var
Gözüme gürünen bir alamet var
Bu aşkta bir hikmet bir keramet var
Sen bana iş işten geçerken geldin
Son fırsat elimden kaçarken geldin
Ezan çiçekleri açarken geldin

Cemal Safi

12 Aralık 2010 Pazar

Koştum, koştum, koştum. Taksiye yetişmeye çalıştım. Ben koştum yol uzadı, ben koştum yol uzadı. Yetişemedim. Hıçkırıklarla ağladım. Son kez gitmeliydim. Son kez görmeliydim. Son kez konuşmalıydım. Gidemedim. Gitmeye çalışırken yollar uçurum oldu, yollar yerini değiştirdi. Merdivenler bir başka şekle dönüştü. Gidemedim. Ağladım, hıçkırıklarla ağladım. Rüyadaydım, bir rüya için ağladım.

5 Aralık 2010 Pazar

Sen söylemesen de biliyorum

Seziyorum ki kaçacaksın..  
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende
Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende
Anlıyorum ki ayrılacaksın
Çok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende
Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama ısını bırak bende
Ayrımsıyorum ki unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende
Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
Ama kendini bırak bende.


 Aziz Nesin